Wednesday, May 03, 2006

Zor Günler ... Çoçuk Olmak

 Önce sizleri güzel hikaye ile baş başa bırakayım. Daha sonra ben kendi yazıma devam ederim ..


Selma, 6 çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuydu, bana geldiğinde
8 yaşındaydı. Selma'nın onu psikolojik olarak susmaya
iten, "seçici konuşmazlık" dediğimiz sürece getiren olaylar beş
yaşındayken başlamıştı.

Selma, beş kardeşi, anne ve babasıyla kendi halinde normal bi
yasam sürerken , bir gün annesi hastalanıyor. O dönemlerde beş
yaşlarında. Kendisinden büyük iki abla, bir ağabey ve kendisinden
küçük iki kardeş daha var.. Küçük kardeşin yeni doğduğu dönemde
anne ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşıyor. Uzun süre tedavi
görüyor. Yoğun uğraşılara rağmen iyileşmiyor. Hastane ortamından
evine gidip son günlerini evinde huzur içinde yaşasın diye
doktorlar tarafından eve gönderiliyor. Birkaç ay evde babaanne ,
hala ve benzeri yakın akrabaların yardımıyla yaşatılıyor. Birgün
hayata gözlerini kapatıyor.
Anneye en fazla ihtiyaç duyulan dönemde anne, Selma'nın
hayatından çıkıp gidiyor.

Aradan 1,5 yıl geçiyor. Kendi hallerinde bir şekilde yaşamaya
alışıyorlar. Büyük kızlar evde yemek yapıp, en küçük çocuklara
annelik yaparken, Selma babasıyla birlikte dükkanda çalışıyor.
Dükkanları evin hemen alt katında olduğu için baba endişe
duymadan iş hayatına devam ediyor. Çocuklarını kimseye muhtac
etmeden yük etmeden idare ediyor.

Bir gün ablalar ve ağabey, kardeşlerini alarak yakın akrabalarına
gidiyorlar.
Selma babasının yanından ayrılmıyor. Çok ısrar ediyorlar ama
istemedigi için gitmiyor.
Babası da gitmemesine ses çıkarmıyor. Öğleden sonra baba kız
dükkanı temizlemeye başlıyorlar. Selma babasının istediği gibi
her yeri bi güzel temizleyip süpürüyor. Daha sonra radyoyu
açıyor. Müzik dinlemeye başlıyor. Ancak dışardan gelen sesler
nedeniyle müziği duyamadığı için, sesini iyice açıyor. Babası da
başının ağrıdığını söyleyerek müziğin sesini kısmasını istiyor.
Selma, babasının söylediğini duymamış gibi yapıyor. Hani çocuklar
sıklıkla yaparlar ya.. Bir süre sonra babası, başının çok
ağrıdığını söylüyor. Yüzü asılıyor. Selma, gidip gelip babayı
kontrol ediyor baş ağrısı geçti mi diye.

Babası baş agrısına dayanamayarak eve ilaç almaya çıkıyor.
Sıcaktan bunaldığını,
kendini kötü hissettiğini söylüyor. Dükkana dikkat etmesini hemen
bi ağrı kesici
alıp geleceğini de ekliyor. Eve çıkıyor. Aradan epey zaman
geçmesine rağmen baba yok.
Bekliyor baba yok. Merak edip yukarıya babasına bakmaya
çıkıyor. Eve giriyor.
Babasına sesleniyor. Cevap yok. Tam oturma odasına giriyor ki
babası o anda
Selmanın gözleri önünde kalp krizi geçirmeye başlıyor.

Selma babasının çırpınmalarına, yerde tırmalamasına...vs.
şahit oluyor.
Babası son nefesini verip yerde cansız yatarken, uyandırmaya
çalışıyor.
Babası uyanmıyor... Camdan aşağı doğru bağırmaya başlıyor:
"İmdat.. Babama bişey oldu... Yardım edin!.." kısa süre içinde ev
mahalle halkıyla doluyor...

Cenaze işlemleri bitince 1,5 yıl önce anneleri ölen bu altı
kardeşin ne olacağı
tartışması başlıyor.. kimi "yanımıza alalım", kimi "yuvaya
verelim", kimi de "hepsine birden nasıl bkacağız" diyor. En
sonunda akrabalar aralarında anlaşıyorlar."herbirimiz birisini
alalım. Böylece çocuklar yurtlarda perişan olmaz, arada sırada da
olsa birbirlerini görürler." Diye düşünüyorlar. Selma' yı çok
sevdiği halası alıyor. İki yıldır Selma yanlarında ve hiç konuşmuyor.

Duyduklarım beni çok etkilemişti. Daha önce gidilen uzmanların
isimleri beni
endişelendirmişti. Bir yandan da bir şeyler yapabilirim belki diye
düşünmeden edemiyordum.
Hikayesinden çok etkilendigim bu kızı merakla bekliyordum. Halası
olan biteni tek tek anlattı.
"Gelinimiz ve ağabeyimin ölümünden sonra ben de onu bir türlü
mutlu edemedim. İki yıldır yüzü hiç gülmüyor. Kendiliğinden hiç bir
şey yapmıyor. Sadece konuşmasa neyse ama sanki
kurulmuş bir robot gibi.örneğin sofraya oturup yemek yiyeceğiz
" Hadi Selma sofraya otur!" diyoruz oturuyor. Hadi Selma artık
kalkabilirsin demeden kalkmıyor. Önceleri aldırmadık. Baktık olmadı
karşımıza aldık uzun uzun konuştuk
anlattık. Ona evimizin bi kızı oldugunu, evdeki herkes kadar her
şeye hakkı oldugunu... hiçbirisi fayda etmedi. Zamanla öfkelenip
inadını kırmak için bazı taktikler uygulamaya başladık. Sofra hazır
olunca gel otur demedik, aç kaldıgı günler oldu. Ya da artık
kalkabilirsin demedik saatlerce sofrada oturdu. Hadi artık uyu
demedik , sabaha kadar
koltukta öyle oturdu. Vicdanın yoksa söyleme..."

Onunla yaptığım ilk seans dün gibi aklımda. Hal hareketleri
dinlemiyormuş gibi ama tüm alıcılarını bana cevirdiğini hissettiğim
tavırları.
- Biliyor musun ben seni çok sevdim
- ......
- Vallahi çok ciddiyim, çok sevdim.
- .....
- Ne güzel hiç konuşmuyorsun, diğer çocuklar gibi kafamı
şişirmiyorsun ..
Gözlerimin içine bakıp gülümsemesini saklamak ister gibi
dudaklarını ısırarak başını salladı.
- Biliyor musun bazen çocukların hayatlarında bazı şeyler yolunda
gitmiyor,
benim işimse bunları yoluna koymak. Beni dinlediğini biliyorum ..
hatta benimle konustugunu bile hissediyorum. Çocuklar benden
yardım isterler,
ben de onlara yardım ederim. Bu hep böyle oldu.
- .........
- Ama şu an işler değişti. Sana yardım etmeyi ben istiyorum. Eğer
bana yardım edersen , izin verirsen seni susturan şeyin ne oldugunu
bulurum. Gerçekten... inan bana...izin verir misin? Başını
salladı! Evet başını salladı!
- Elimde bazı resimler var, o resimleri cocuklara gösteriyorum
onlar da bana resimlerle ilgili hikayeler anlatıyorlar. Onlar bana
hikaye anlatınca ben de onların mutlu olmasını sağlıyorum. Yani
bütün sır hikayede. Biliyorum sen konuşmuyorsun. Ama hikaye anlatmak
istersen, konustugunu kimseye söylemem. Bu ikimizin sırrı olur.
Anlaştık mı?

Bir süre düşündü. Başını saga sola salladı. Evetle hayır arasında
gidip geliyordu.
Birden evet anlamına gelecek şekilde başını salladı.
Karşımdaydı... ben ona resimler gösteriyordum o da bana hikayeler
anlatıyordu. İşimiz bittiğinde ona çok teşekür ettim.
Anlattıklarını analiz etmeye bile gerek yoktu. O kadar saf, o
kadar temiz, o kadar
kendi hikayesini anlatmıştı ki... Selma!nın bilinçaltı
karmakarışıktı.

İşte Selma'nın analizden geçmesine bile gerek bırakmayan, halasını
dinlerken
gözyaslarına boğan, beni analiz yaparken hıçkırıklara boğan
hikayesi...

"Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar bir ülke varmış. Bu ülkede
anne babasıyla yaşayan çok mutlu çocuklar varmış. Çocuklar kardeş
kardeş hep oynarlarmış, anne babaları onlara hiç kızmazlarmış. Bir
gün bu çocukların annesi hastalanmış. Çocuklar çok üzülmüş. Ama
kimse çocukların üzüldüğünü anlamamış. Anneyi hep hastaneye
götürmüşler. İlaçlar vermişler. hem de acı acı ilaçlar. Anne, sırf
çocuklarını yalnız bırakmamak için içmiş bütün o acı ilaçları.
Çocuklara hep annelerinin iyileşeceği söylenmiş. Bir gün anneyi eve
getirmişler.
Çocuklar anne geldi diye çok mutlu olmuşlar. Anne hep yatakta
yatmaya başlamış. artık
cocuklarına yemekler yapmıyormuş. Çocuklar çok üzülmüşler.
Annelerinin yanında oyunlar oynamaya başlamışlar. Annelerinin
yanında niye oynuyorlarmış biliyor musun ? Anneleri
eğlensin diye. Ama babaanneleri hep kızıyormuş onlara. "Gürültü
yapıp durmayın.
Anneniz zaten sizin yüzünüzden hastalandı" diye. çocuklar çok
yaramazlık yaptı diye anne hastalanmış meger. Çocuklar da anne
iyileşsin diye onu eğlendirmek istiyorlarmış ama kimse
anlamıyormuş. herkes çocuklarını azarlayınca anneleri de cok
üzülüyormuş..

Birgün anne ölmüş. Herkes ağlamış. Çocuklar annenin neden öldüğünü
anlamış.
Yaramazlık yaptılar diye. Çocuklar evde babalarıyla yaşamaya
başlamışlar.
Bir gün anane gelip yemek yaparken, çocuklar gürültü yapmışlar.
Anneanne onlara kızmış "kızım sizin yüzünüzden hasta oldu. Hiç
annenizin sözünü dinlemediniz hasta ettiniz
kızımı. Sizin yüzünüzden de öldü. Sözümü dinlemeyip gürültü yapar,
çok konuşursanız
beni de öldürüp ortada kalacaksınız. Kim bakacak size?" demiş.

Bir gün Selma , babasıyla dükkanda oturuyormuş. Ablaları
kardeşleri amcalarına gitmişler. selma babasının yanından ayrılmak
istememiş. Hiç gürültü yapmadan hep babasına yardım ediyormuş.
Anneleri çocuklar evde yokken hastalanmış ya. Babası yalnız kalır
hastalanır diye yalnız bırakmak istemiyormus. Babaları çocuklarını
hiç kızmıyormuş zaten. Gürültü yaptıklarında bile.. Selma dükkanda
babasına yardım etmiş, her yeri mis gibi yapmış.
Elleri de acımış biraz. Radyoyu açmış. Babasının başı
ağrımış. "Kızım kapat şunun
sesini" demiş. Selma duymuş ama duymamazlıktan gelmiş. En sevdiği
müzikler varmış.
Babası biraz sonra eve gitmiş. İlaç alıp gelecekmiş. Gitmiş
gelmemiş.

Selmanın aklına hemen anneannesiyle babaannesinin söyledikleri
gelmiş. Annesi zaten cocukların yaramazlıgı yüzünden ölmüştü ya.
Selma çok korkmuş eve çıkmış. Babasını aramış. Odaya girince bi
bakmış, babası bişeyler yapıyor. Selma çok korkmuş. Babası
Selmaya "git"
der gibi işaretler yapmış. Selma gitmemiş. Babası yerde uyumaya
başlayınca uyandırmaya
çalışmış. Uyandıramayınca ağlamaya başlayıp komşuları çağırmış.
Sonra ev kalabalık olmuş. Selma kimseye söyleyememiş ama çok
üzülmüş.. babası " git " dediği halde gitmemiş. Yine babasının
sözünü dinlememiş. Eger gitseydi, müziğin sesini açıp babasının
başını
ağrıtmasaydı babası ölmeyecekti. Selma'nın yüzünden öldü.

akrabalar çocukları paylaşmışlar. Selma ablalarından ayrılmak
istememiş. Küçük kardeşini de çok seviyormuş. Halası yanına
gelip "kızım sen artık benim kızımsın bizimle yaşayacaksın"
demiş Selma çok mutlu olmuş. Öyle mutlu olmuş ki, halasını çok
seviyormuş, istediği zaman kardeşlerime götürürler, diye düşünmüş..
Halasının evine gidince "artık bunlar benim yeni
anne babam" demiş kendi kendine. Ama birden korkmaya
başlamış. "Annemle babamı ben öldürdüm. Yaramazlık yaptım sözlerini
dinlemedim. Yeni annemi babamı çok seviyorum.
Ya onlara da bişey olursa ben ne yaparım.?" Sonra aklına bişey
gelmiş. Gece yatmadan önce
yatağının başucuna oturup dua etmeye başlamış.
"Allahım .. ben çok yaramaz bir kızım. Annem babam benim yüzümden
öldü.
Halamlar çok iyi insanlar. Ne olur benim yüzümden onları da yanına
alma.
Eğer onları da alırsan ben kimin yanında kalırım? Ne olur Allahım
bana yardım et.
Hiç konuşmamam için bana yardım et. Ne zaman gürültü yapıp söz
dinlemesem annem babam ölüyor. Hep susmam için bana yardım et
Allahım. Ne söylerlerse yapacağım, onlar söylemeden hiç bişey
yapmayacağım... ne olur onları benden alma!.."
O günden sonra Selma hiç konuşmamış. Gülmemiş. "Eğer gülersem evde
gürültü olur, başları ağrıyıp ölürler" diye korkmuş. Hep susmuş..

Hikayesi bitince Selma gözlerimin içine baktı ve ekledi;
"Biliyor musun? Hala her gece dua ediyorum. Allahım nolur
konusmayayım, konusmamam için bana yardım et! Diye. Bazen çok mutlu
oluyorum. O zaman çok korkuyorum sevinçten çığlık atarım da gürültü
olur, annem ölür diye"

O küçük bedeniyle ne kadar büyük bir görev üstlenmişti.
Kaçımız en konuşkan, en geveze çağımızda kendimizi susturmayı
başarabiliriz ki?
Kaçımız bir dondurma alındıgında bile sevinç çığlıkları
atabilecekken, bu yogun duyguyu bastırıp susmaya devam edebiliriz
ki? Kaçımız?


Bu kadar sevilmek... bu kadar değer verilmek...

Psikolog / Psikoterapist
Mehtap Kayaoğlu
"Öpücük kutusu" adlı kitabından


Bir çoçuğun anlayış şeklini çoğu zaman anlayamayız. Çünkü onlar dünyaya saf gözle bakarlar.


Şimdi yazasım kaçtı...

Ve biterken Lacuna Coil - To Myself I turned


4 yorum:

dilekarasoy said...
This comment has been removed by a blog administrator.
NoktasizvirguL said...
This comment has been removed by the author.
dilekarasoy said...
This comment has been removed by a blog administrator.
NoktasizvirguL said...
This comment has been removed by the author.